Bazı bireyler de yukarıdakinin aksine cinsel yönden fazla arzulu olmadıklarını düşünürler. “Fazla cinsel arzu duymamak” da çoğu durumda yapısal bir özelliktir ve birey baştan beri böyledir. Bazı insanlar yapısal olarak cinselliğe daha az “düşkündürler”.
Bazı bireyler de yukarıdakinin aksine cinsel yönden fazla arzulu olmadıklarını düşünürler. “Fazla cinsel arzu duymamak” da çoğu durumda yapısal bir özelliktir ve birey baştan beri böyledir. Bazı insanlar yapısal olarak cinselliğe daha az düşkündürler”.
Bazen bir birey hayatının belli bir döneminde diğer dönemlerine göre daha az cinsel arzu duyduğunun farkına varabilir.
Cinsel arzunun anormal bir şekilde düşük olduğunun belirleyicisi, bu arzu azalmasının kişiyi rahatsız etmesi veya kişinin
eşiyle olan ilişkilerini olumsuz etkilemesidir. Bu tanımın dışında kalan “azalmış cinsel arzu” anormal kabul edilmez
Cinsel arzuyu etkileyen faktörler
Kişisel özellikler
Bir önceki konuda belirtildiği gibi hem erkeklerin hem de kadınların cinselliğe olan ilgileri değişkendir. Bazı kadınlar diğerlerinden daha
“isteksiz”, bazıları ise “çok aşırı istekli” görünebilir.
Bazı kadınların cinselliğe olan ilgileri yüksek olmasına rağmen cinsel ilişkiye olan ilgileri daha zayıf olabilir. Bu kadınlar cinsel ilişkiden
daha çok yakın temasa ve dokunulmaya önem verirler. Mastürbasyon da kadınların sıklıkla uyguladığı bir cinsellik ifadesi olup kadının
cinsel ilişkiye olan ilgisinden tümüyle bağımsız bir olaydır.
Yaş
Yaşlandıkça cinsellik arzusu ve cinsel ilişki sıklığı azalmakla birlikte kadınlar tüm hayatları boyunca cinselliğe olan ilgilerini ve cinsellikten aldıkları zevki sürdürürler.
Yaşlanmayla birlikte ortaya çıkan anatomik değişiklikler (vajinanın kısalması, daralması, duvarlarının incelmesi, elastikiyetinin azalması, dış genital bölgeler ve klitorisin duyarlılığının azalması gibi özellikler) nedeniyle vulva ve vajina daha duyarlı hale gelir. Ek olarak vajinada ve idrar yollarında daha sık enfeksiyon ortaya çıkar. Tüm bu etkenler kadında cinsel ilişki esnasında ağrı nedeni olabilirler.İlişki esnasında ağrı duyulması kadının cinsellikten “soğumasıyla” sonuçlanabilir. Düzenli olarak ilişkiye devam eden kadınlarda bu olumsuz değişikliklerin daha ender görüldüğü belirlenmiştir.
Cinsellikle ilgili çalışmalarıyla tanınan Masters ve Johnson yaptıkları çalışmalarda 20-50 yaş arasında kadın ve erkeklerin haftada
ortalama 2-4 kez ilişkide bulunduklarını, 50 yaştan sonra bu sıklıkta hafif azalma olduğunu ancak hem erkek hem de kadında cinselliğe ilginin ömür boyu devam ettiğini göstermişlerdir.
Gençliğinde cinsel yönden diğerlerine göre daha istekli ve aktif olan kadınların menopoz döneminde de diğerlerinden daha bariz olarak aktif oldukları da diğer bir gerçektir.
Yaş asla önyargılı bir şekilde cinselliği azaltan bir etken olarak görülmemelidir. Menopoz döneminde ve hatta en ileri yaşlara kadar
“kendisine bakmayı” bilen ve düzenli doktor kontrollerine giden kadın eşiyle uyumlu bir cinsel yaşamı ömür boyu sürdürebilir.
İlaç kullanımı
Çok çeşitli ilaçlar (yüksek tansiyon tedavisinde kullanılan ilaçlar, depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlar, sakinleştiriciler gibi) cinsel arzu ve diğer cinsel işlevler üzerinde olumsuz etkiler yapabilirler. Böyle durumlarda ilacın değiştirilmesi veya doz ayarlaması gerekebilir.
Hastalıklar
Jinekolojik sorunlar (gebe kalamama, düzensiz kanama gibi) veya dahili hastalıklar (tansiyon yüksekliği, nörolojik hastalık, kanser gibi) ve diğer çok sayıda hastalık cinselliği olumsuz yönde etkileyebilir. Etkili bir şekilde tedavi edildiklerinde genellikle cinsellik eski haline geri döner.
Geçirilmiş ameliyatlar
Rahimin herhangi bir nedenle ameliyatla çıkarılmış olması sonrasında geçici olarak cinsel arzuda ve diğer cinsel işlevlerde azalma
olabilir. Yine rahimle beraber yumurtalıkların çıkarılmış olması östrojen hormonunun azalmasına bağlı direkt olarak veya hormon
azalmasının genital dokular üzerindeki geriletici etkilerine bağlı olarak cinselliği olumsuz etkileyebilir
Rahimin alınmış olmasının cinselliği kalıcı olarak olumsuz etkilediğine dair bir bilimsel veri mevcut değildir. Yumurtalıkların alınması
sonrasında östrojen hormonu tedavisi yapıldığında cinselliğin etkili bir şekilde sürdürülmesi mümkün olabilmektedir.
Gebe Kalma Korkusu
Genç bir kadın özellikle evlilik öncesi dönemde gebe kalma riskinin verdiği endişeyle cinselliğini uygun bir şekilde yaşayamayabilir. Etkili bir doğum kontrol yöntemi kullanmak bu endişenin ortadan kalkmasını sağlayabilir.
Cinsel yolla bulaşan hastalık edinme korkusu
Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklardan birine yakalanma korkusu özellikle çok sayıda cinsel eşi olan veya çok sayıda cinsel eşi olan bir erkekle beraber olan bir kadında yerli bir korku olmalıdır. Bu tür hastalıkların genital sistemde ve hatta tüm vücutta yaratabilecekleri muhtemel hasarları önlemek için her kadının bu hastalıklardan korunmak için gerekli önlemleri alması önemlidir.
Haziran 19, 2008 at 3:44 pm
bebek beslenmesi 1-5 yaş
1-5 Yaşta Beslenme
9. aydan sonra çocuğun temel gıdası olmaktan çıkan anne sütü, 12-15 ay arasında, en geç 2 yaşında ve anne için uygun olan bir zamanda kesilmelidir.
Çocuk 13-14 aylıktan itibaren kaşık kullanmaya alıştırılabilir. 2 yaşına doğru çocuk ailenin diğer bireyleri ile sofraya oturtulmaya başlanabilir. Çocuğun ayrı bir tabağı olmalı ve neyi ne kadar tükettiğine dikkat edilmelidir.
En sık yapılan hatalardan biri çocuğu yemek suyu ile beslemektir. Hiç bir besleyici değeri olmayan bu beslenme biçimi uygulanmamalıdır.
Bu dönemde de çocuklar günde 4 öğün beslenmeli, temel besin gruplarından (süt ve sütlü gıdalar, etler, yumurta ve baklagiller, sebze ve meyveler, unlu ve nişastalı besinler) yeterli ve dengeli tükettirilmelidir.
Genellikle dengeli bir beslenme listesi şu şekilde olmalıdır:
Her gün yarım litre süt çocuklara verilmelidir. Süt her şekilde verilebilir. Sütün içerdiği kalsiyum çocukların gelişimi için çok önemlidir. 25 gr. peynirde de 200 gr sütteki kadar kalsiyum vardır.
Her gün et veya baklagillerden en az birisi listede olmalıdır.
Her gün (düzenli et verilen çocuklarda gün aşırı) bir yumurta çocuğa yedirilmelidir.
Günde bir ya da iki kez sebze verilmelidir.
Günde bir iki kez meyve yedirilmelidir. Fazladan bir öğün meyve vermek sebzelerin yerini tutabilir. (Meyve suları da meyvelerin yerini tutabilir)
Günde bir iki kez nişastalı besinler ve 3 dilim ekmek günlük beslenme listesinde bulunmalıdır.
Çocuklara mümkün olduğu kadar erken dönemde kendi kendilerine çatal kaşık kullanarak yemeleri öğretilmelidir.
Her çeşit şekerleme, pasta, kek, dondurma çocuklara sık verilmemesi gereken yiyeceklerdendir. Yemek aralarında çocuğa şekerleme vermek, iştahını kapatarak yetersiz beslenmesine yol açtığı gibi, diş çürüklerinin de önde gelen sebeplerindendir.
Çocuklara çay, kahve verilmesi içerdikleri uyarıcı maddeler nedeni ile onları aşırı sinirli yapar. En iyisi bu içecekleri çocuklara tattırmamaktır.
Haziran 19, 2008 at 2:34 pm
Parmak emme her sağlam çocukta bebeklikte görülen normal bir davranıştır. Genellikle 2 yaşına kadar kendiliğinden bırakılır. Daha sonraki yaşlarda ve özellikle 5-6 yaşından sonra devam ederse arzu edilmeyen bir alışkanlık olur. İnsana bir zevk, bir doygunluk sağlayan herhangi bir şeyin tekrarı kısa bir süre sonra alışkanlık haline dönüşür. Çocuk emmeden doğal olarak bir doygunluk hissettiği için herhangi bir doyumsuzluk hissettiğinde parmak emmeye başlar.
İleriki yaşlarda parmak emme aslında anne babaya karşı bir uyarı sayılmalıdır. Çünkü çoğu kez parmak emmenin altında ruhsal bir gerginlik, doyumsuzluk, can sıkıntısı, baş kaldırma, yalnızlık duygusu kısaca mutsuzluk vardır. Çocuk parmak emmeyi huy edinerek, anne ile babasını kendisi ile ilgilenmeye itmektedir.
Yeni bir kardeş, kötü bir aile ortamı, yalnız bırakılma, çevresinde beklenmedik bir değişiklik olduğunda çocuk parmak emmeye sığınabilir. Parmak emmeyi alışkanlık haline getiren çocuk karşısında anne babanın davranışı aşağıdaki öneriler doğrultusunda olursa, çocuk bu alışkanlığı daha da çabuk bırakacaktır
Nasıl Davranılmalı?
Önce parmak emmenin zararsız bir davranış olduğu bilinmelidir. Hiç bir şekilde bu sorun büyütülmemelidir.
Vazgeçirmek için azarlamak, bir takım cezalara başvurmak, acı biber sürmek, ellerini bağlamak gibi sert tepkilerden kaçınılmalıdır. Bunlar tam tersi olarak alışkanlığın pekişmesine neden olabilir, çocuğu isyankar yapar.
Parmaklarını, dudaklarını, elbisesinin eteğini ve mendilinin, yastığının, yorganının ucunu veya benzer eşyayı emme olayına hemen hemen bütün çocuklarda rastlanabilir. Fakat bu olay geçicidir, kısa sürede terk edilir. Şayet 5-6 yaşından sonra da devam ederse çocuğun ruhsal bir sorunu olabileceği düşünülmeli, nedenleri araştırılıp, çözümüne çalışılmalıdır.
Öncelikle anne-baba çocuğa ilgilenildiğini, sevildiğini hissettirmelidir. Anne-baba, çocuk parmak emse de emmese de sevgi ve ilgilerinin aynı olduğunu kanıtlamalıdır. Çocuğun durumu incelenmeli, düzeltici önlemlerin yalnızca bir belirti olan parmak emme yerine, asıl sorunların çözümüne yöneltilmesi gerekir. Asıl nedenler ortadan kalkmadıkça parmak emme vb. davranışlar devam edecektir.
Çocuğa uygun dinlenme, geniş ve çeşitli faaliyet yapma, oyun oynama olanakları sağlanmalıdır. Özellikle çocuğun elleri ilgi duyacağı, hoşlanacağı bir uğraşıya, bir oyuna veya oyuncağa yöneltilirse, çocuk ellerini artık ağzına götürmeyecektir.
Çocuğa kendi kendini kontrol ederek isterse bu alışkanlığı terk edeceği inancını kazandırmak, bu konuda çocuğu desteklemek yararlıdır
Haziran 19, 2008 at 2:17 pm
Bebek Bezi ve Pişik
Yeni doğan bebek, tuvalet kontrolünü hayatının ilk dönemlerinde yapamaz. Bebek idrar ve dışkısını kontrolsüzce dışarı atar. Bu atıklar, bebeğin son derece hassas olan cildi üzerine, tahriş edici etkiye sahiptir. Cildin yüzeyindeki ince, koruyucu yağ tabakası, bu nem ve atıklarca geçilir ve cilt tahriş olur.
Buna fırsat vermemek amacı ile, insanoğlu çok eski devirlerden beri, bebeklerin altına, atıkları emebilecek ve cildi mümkün olduğunca kuru tutacak yaprak, toprak ve daha sonraları bezler koymuşlardır. Günümüzde kağıt bazlı, bir kez kullanımlık bebek bezleri, bu konuda en yaygın kullanılan çözümdür.
İster kumaş, ister kağıt bezler kullanılsın, zaman zaman bebeklerin poposunda kendisini parlak kırmızı renk ile gösteren tahriş durumları ortaya çıkar. Bu tablo pişik olarak adlandırılır. Neyse ki pişikler çoğunlukla çok ciddi tablolar halinde seyretmez. Bazı basit, temel koruyucu işlemler, bebeği pişikten veya daha ciddi durumlardan korur.
Kumaş ya da kağıt bezlerin kullanılmasında en önemli konu, sık değiştirmektir. Kullanılan bez ne zaman ıslanır veya dışkı ile kirlenirse değiştirilmelidir. Amaç bebeğin altının kuru tutulmasıdır.
Eğer yeteri sıklıkta, bezleri değiştiriyorsanız, başka hiçbir şeye ihtiyacınız yoktur. Talk pudrası, günümüzde çocuk sağlığı uzmanlarınca önerilmemektedir. Eğer ille de bir pudra tatbik etmek gerekirse, mısır nişastası (bu amaca yönelik olarak hazırlanmış) önerilmektedir. Yapılan bazı çalışmaların, kullanılan pudra zerreciklerinin havada asılı kaldığı ve solunum ile bebeğin akciğerlerine gittiği, nadir de olsa pnömoni (akciğerde enfeksiyon, zatüre) yaptığı gösterilmiştir. Yeterli sıklıkta altı değişen bebeğin, pudraya ihtiyacı yoktur. Özellikle, büyükanne-babalar torunlarına bol bol pudra serpmek, losyon sürmekten büyük keyif almaktadırlar. Bu yaklaşım pişiği engellemez. Bazı çocuk sağlığı uzmanlarına göre, kullanılan pudra ve parfüm içeren bazı ürünler, aslında bebek cildi için pişiklere neden olabilecek kimyasal maddeler içermektedir. Bu tür ürünlerin alerjik madde içermediğinden emin olmalısınız.
Bebeğin, kirli altını temizlemenin en etkin yolu sabunlu su ile yıkamak, su ile durulamak ve kurulamaktır. Bir çok aile kokulu sabun veya alkol içeren ürünler kullanırlar. Bu ürünler de pişiklere neden olabilirler. Pişik görüldüğünde, hemen sadece sabunlu su ile temizliğe dönülmelidir. Bazı uzmanlar, dışkı yapılmış poponun, içine 1-2 damla bebek yağı ilave edilmiş ılık su ile hafifçe yıkanmasını önermektedirler. Bu alan, daha sonra temiz, yumuşak, emici bir bez ile temizlenir.
Bebeğin altının değişimi sırasında 10-15 dakika süre ile bez bağlanmadan, bebeğin altının açık olması ve hava ile teması da oldukça koruyucudur.
Bebeğin altı bağlanırken, mümkün olduğunca bel bölgesinde gevşek bağlanmalı ve havanın bez içinde dolaşması sağlanmalıdır.
Bebeğin altı bağlandıktan sonra naylon bir külot (muşamba) veya sızdırmayı engelleyici katman koyulmamalıdır. Cildin hava almasını engellediği gibi nemin de içeride kalmasına neden olarak pişiklerin oluşumuna neden olur.
Eğer Pişik Varsa
Bebeğin altını sabunlu su ile temizleyin, durulayın ve kurulayın.
Pişik olan bölgeleri, idrar ve dışkıdan korumak için kalın tabakalar halinde, pişik için eczanelerde satılan kremlerden kullanınız.
Ne Zaman Doktora Gitmeli?
Bütün bebeklerde zaman zaman pişik görülebilir. Bunlar yüzeysel tahrişlerdir. Yukarıda açıkladığımız basit önlemler ile birkaç gün içinde geçmiyor ise doktorunuza başvurmalısınız. Pişik ilerledikçe cilt, daha parlak kırmızı bir renk alır, kasıklar da kızarır, kırmızı alanlardan odaklanan yuvarlak kırmızı lekeler sağlam ciltte de görülür. Çok ağrılı hale gelir, kaşıntı olabilir. Özellikle pişik kremlerine rağmen 3-4 gün devam eden olgularda, maya veya mantar enfeksiyonu düşünülür. Eğer pişik alanlarında sivilcemsi yapılar, küçük kabarcıklar görülüyor ise mikrobik enfeksiyonlar düşünülmeli ve hekime gidilmelidir.
Bebek Bezi ve Sağlık
Bebek bezi, bebeğinizin sağlığı açısından size büyük ipuçları verir. Bebeğin günde kaç kez idrar yaptığını veya dışkılama yaptığını takip edebilirsiniz.
Bu da size
-Bebeğinizin yeterli su alıp almadığını
-Yeni aldığı besine karşı reaksiyonunu
-Üriner ve sindirim sistemi
sağlığı hakkında bilgi edinmenizi sağlar.
Normalde bebeğin idrar rengi neredeyse renksizdir veya hafif sarıdır. Alınan besinler, ilaçlar ve bazı hastalıklar idrar renginin değişmesine neden olur. Özellikle yeni doğan bebekler yeteri kadar su alamıyorlar ise idrar rengi pembe olabilir. Bunun nedeni ürat kristalleridir. Böyle durumlarda doktorunuza başvurmalısınız.Doktorunuz bebeğin idrarını test ederek, renk değişikliğinin susuzluktan mı yoksa başka bir nedenden mi olduğunu ayırt edecektir.
Bebek bezlerini tuvalete atmayınız. Kullan-at bezlerde mutlaka bebeğinizin cins, kilo ve yaşına göre uygun ürünler kullanınız.
Haziran 19, 2008 at 2:15 pm
Karı-koca, cinsel ilişkileri sonucunda istenmeyen veya planlanmayan bir gebelik olmayacağından emin olduklarında, daha doyurucu cinsel ilişki kurarlar. Ayrıca çocuklarını beslenme, sağlık, eğitim gibi ihtiyaçlarını rahatça sağlayabilecekleri aralıklarla doğurmak ailenin ekonomik olarak güçlenmesini sağlar.
Hiçbir erkek, eşinin hasta ve zayıf ve mutsuz olmasını istemez. Aile planlamasının en önemli yararı, annenin sağlığını korumasıdır. Aile planlaması, eşlerin ne zaman çocuk yapacaklarına karar vermelerini sağlar. İstenmeyen gebelikler aile planlamasıyla önlenir. Yine aile planlaması doğan ve doğması planlanan çocukların da sağlıklı olmasını sağlar.
18 yaşından küçük, 35 yaşından büyük kadınların doğum yapması anneye ve bebeğe zarar verir. İki yıldan sık aralıklarla yapılan doğumlar anneye zarar verir. Bu dönemlerde gebeliklerin önlenmesi aile planması ile yapılır. Bir evde olabilecek en büyük felaketlerden biri annenin ölümüdür. Bu tüm aile fertlerini derinden sarsar. Anne ölümüne yol açan çok sayıda doğum ve kürtaj aile planlaması ile önlenir.
Gebelik doğal bir olay olsa da bazı tehlikeleri vardır. Her gebe kadında, annenin tükenmesi, gebelik kanamaları, gebelik zehirlenmeleri, doğum sonu kanama ve iltihaplanmaları gibi durumlar ortaya çıkabilir. Tehlikeli gebeliklerin önlenmesi, anneyi korur.
Bir ailenin en büyük kaygısı ve sorumluluğu sağlıklı çocuklara sahip olmak, çocuklarını büyütmek, onların geleceklerini güvenceye almak ve saygınlık kazanmaktır. Çocukların aileleri ile ,aileler de çocukları ile övünebilmelidir. İşte aile planlaması kadın ve erkeğin aile planlaması uygulaması buna yardımcı olur.
ÜREME ORGANLARI VE İŞLEVLERİCinsel sağlık konusunu daha iyi inceleyebilmek için erkeklerde ve kadınlarda üreme sisteminin yapısını ve işleyişini öğrenmek yararlıdır: GEBELİK NASIL ÖNLENİR?Kadının yumurta hücresi ile erkek tohum hücresinin birleşmesine mani olan uygyulamalara gebeliği önleyici yöntemler demekteyiz.
Gebeliği Önleyici Yöntemler;
1.Etkili yöntemler*Erkeklerde Kanalların Bağlanması (Vazektomi)Çok etkili ve sürekli bir yöntemdir. Artık başka çocuk istemiyen çiftler bu yöntemi uygulayabilir. Kanalların bağlanmasının geri dönüş ihtimali düşüktür. Kanalların kapatılması spermlerin (tohum hücrelerinin) meniye karışmasını önler böylece gebeliğin oluşması engellenmiş olur.
Kanalların Bağlanması sonrası erkekte sertleşme ve boşalma önceki gibi devam eder. Cinsel hayatında değişiklik olmaz.
Uygulaması kısa sürer (Yaklaşık 20 dk’dır). İşlem lokal anestezi ile yapılır; erkek bu sırada ağrı ya da rahatsızlık hissetmez. Doktor tarafından uygulanır. Hastanede yatmayı gerektirmez.
Uygulamadan sonraki iki ay, başka bir yöntemle korunmalıdırlar. Genellikle uygulamadan sonraki 20-30 boşalma meni içinde kalan spermlerin tamamen atılmasını sağlar.
*Kadınlarda Tüplerin Bağlanması (Tüpligasyonu)
Basit bir operasyonla, kadınların yumurtalık kanallarının (tüplerin) bağlanmasıdır.
Çok etkili bir yöntemdir. Artık hiç çocuk istemeyen aileler içindir. Uygulandıktan sonra kadın artık gebe kalamaz.
Uygulanması kolaydır, hastanede yatmayı gerektirmez. Tüplerin bağlanması, cinsel hayatı, adet düzenini etkilemez.
* Doğum kontrol hapları
Kadınların kullandığı bir yöntemdir. Yumurtalıklardan yumurta atılmasını engelleyerek gebeliği önler. Unutmadan her gün düzenli olarak alındığında gebelikten koruyan çok etkili bir yöntemdir. Kadın kullanmaya başlamadan önce bir sağlık kuruluşunda muayene olmalıdır. Her yaştaki kadın, hap kullanabilir.
Emziren kadınların kullanabileceği anne sütünü etkilemiyen gebeliği önleyici haplar da vardır. Haplar bırakıldıktan sonra kadın yine gebe kalır.
* Üç aylık ve Bir aylık İğneler
Kadınların kullandığı, gebelikten koruyucu iğnelerdir. Çok yüksek oranla gebelikten koruyan bir yöntemdir. Üç ayda bir ve ayda bir uygulanan çeşitleri vardır. Kadında yumurtalıklardan yumurta atılmasını önleyerek gebelikden korur. Uygulanması kolaydır. Her yaştaki kadın bu yöntemi kullanabilir. Emziren anneler 3 aylık iğneleri tercih etmelidir. Kadının kullanmaya başlamadan önce bir sağlık kuruluşunda muayene olması yararlıdır. iğnelerin kullanılması bırakıldıkdan kısa bir süre sonra kadın gebe kalabilir.
*Deri Altı Çubukları (Norplant)
Kadınların kullandığı, kolun içine deri altına yerleştirilen altı adet ince yumuşak çubuktur. Koruyucu etkisi çok yüksektir. 5 yıl süre ile gebelikden korur.
Küçük bir cerrahi işlemle doktor tarafından kolayca uygulanır. Deri altına yerleştirilen çubuklar gözle görülmez, ancak elle hissedilebilir. Emzirenler dahil her yaştaki kadın bu yöntemi kullanabilir. Çubuklar çıkarıldıktan kısa bir süre sonra kadın yine gebe kalabilir.
*Rahim içi araç(RİA)
Kadınların kulladığı, rahim içine yerleştirilen küçük plastik bir araçtır. Kolayca uygulanır ve istendiğinde çıkartılır. Çok etkili bir yöntemdir.
Rahim içi araçlar 10 yıla kadar gebelikten korur, koruma süresi sonunda, gebelik istenmiyorsa beklemeksizin hemen bir yenisi uygulanır. Rahim ,içi araç çıkarıldıktan sonra kadın hemen gebe kalabilir.
*Kondom (Prezervatif, Kaput, Kılıf)
Cinsel ilişki sırasında erkeğin kullandığı, erkek cinsel organına (penis) geçirilen çok ince lastikten bir kılıftır. Kamış hazneye temas etmeden hemen önce, sertleşmiş durumdayken takılmalıdır.
Kullanılan kondom atılmalıdır. Her cinsel ilişkide bir yenisi kullanılmalıdır.
Her ilişkide ve doğru kullanıldığında gebelikten yüksek bir oranda korur. Kullanılmadığında kadın gebe kalabilir.
Kullanmaya başlamadan önce sağlık kontrolü gerekmez, yan etkisi ve zararı yoktur.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklara (frengi, bel soğukluğu, AİDS gibi) karşı da koruyucudur.
*Diyafram
Kadınların kullandığı bir yöntemdir. Bir tür plastikten kubbe şeklinde bir araçtır. Kadın tarafından cinsel ilişkiden önce rahim ağzına takılır. Hazneye boşalan sparmlarin geçişini önleyerek gebelikten korur.
Kullanılması için kadının sağlık personelinden eğitim alması gerekir. Temizliği çok önemlidir. Cinsel ilişkiden sonra 6 saat çıkarılmamalıdır. Kullanılmadığında hemen gebe kalınabilir.
2.Az etkili yöntemler
*Köpük Tableti ve Fitiller
Kadın tarafından kullanılan bir yöntemdir. Cinsel ilişkiden 15 dakika önce kadının haznesine yerleştirilir. Fitil ya da tabletin etkili olabilmesi için köpük haline dönmesi gerekir. Köpük spermlerin geçişini engeller ve hareketlerini azaltarak gebeliği önler. Kullanmaya başlamadan önce sağlık kontrolü yapılması gerekmez. Yan etkisi ve zararı yoktur.
Emziren anneler kullanabilirler. Her ilişkide bir yenisi kullanılmalıdır.
Köpük tableti ve fitiller kullanıldığında, cinsel ilişkiden sonraki 6 saatte hazne yıkanmamalıdır.
*Geri çekme
Erkekler tarafından uygulanan bir yöntemdir. Cinsel ilişki sırasında erkeğin meniyi kadının haznesi dışına boşaltmasıdır. Ülkemizde çok uygulanan bir yöntemdir. Ancak bu yöntemi uygulayan çiftlerde kadının gebe kalma tehlikesi fazladır.
3.Etkisi tartışmalı uygulamalar*EmzirmeYeni doğum yapan kadınlar kısa bir süre adet görmezler. Bebeklerini başka yiyecekler vermeden yalnız anne sütü ile besleyenler kırk kanamasından sonra da uzun bir süre adet görmeyebilirler. Ancak bu onları gebelikten korumaz. Bu nedenle emzirirken gebe kalan çok anne vardır. Bebekli kadınlar emzirmeye güvenmeyip kırk kanamasının hemen ardından etkili bir korunma yöntemi kullanmalıdırlar.
*Takvim yöntemi
Kadının gebe kalabileceği günlerin hesaplanarak, o günlerde cinsel ilişkide bulunulmaması şeklinde uygulanan bir yöntemdir. Kadının gebe kalabileceği günler yumurtalıklarından yumurtanın atıldığı ve canlı kaldığı süredir. Ancak her kadının adet düzeni farklıdır. Yumurtanın atılmasını, hastalık ilaç kullanımı, yüksek ateş vb. olaylar etkileyebilir. Bu yöntemle gebe kalan kadınlara çok sık rastlanmaktadır. Etkili bir yöntem değildir.
4. Sakıncalı uygulamalar
*Hazneyi yıkama
Kadınların gebe kalmamak amacıyla cinsel ilişkiden sonra hazneyi su bazen de su ve sabunla yıkamasıdır. Gebeliği önlemede hiç bir etkisi yoktur. Aksine kadının mikrop kapmasına yol açabilir.
*Hazneye limonlu pamuk yerleştirme
Kadınların gebe kalmamak amacıyla cinsel ilişkiden önce hazneye limonla , sirkeyle ya da aspirinli suyla ıslatılmış pamuk yerleştirmeleri. Bu uygulamanın gebeliği önlemede hiç bir etkisi olmadığı gibi kadının mikrop kapmasına yol açar. Tehlikeli sonuçlar yaratabilir.
Yazar: Türkiye Aile Sağlığı Ve Planlaması Vakfı
Haziran 19, 2008 at 1:57 pm
Batı düşüncesi olayları sebep-sonuç ilişkisi içinde değerlendirir. Çin düşüncesine göre ise, çeşitli olgular bir bütünlüğün parçasıdır ve birbirleriyle ilişki içindedir.
Düşünce temelindeki bu farklılıklar, tıbbi uygulamada da kendini gösterir. Batı tıbbı analitiktir; derin nedensel bağlantılara girer, ayrıntılı sınıflamalar yapar. Çin tıbbında ise, semptomlar ve bulgular hep birlikte değerlendirilerek toparlanır ve bir bütüne varılmaya çalışılır. Çin tıbbına göre hastalık belirli bir zamanda, belirli bir kişide ortaya çıkan bir olgudur. Hastalık değil, hasta ön planda değerlendirilir. Buna göre, Tradisyonel Çin Tıbbı’nda mental (zihinsel), emosyonel (duygusal) ve fiziksel bulgular birlikte ele alınır.
Vücutta Yin ve Yang adı verilen birbirine zıt, ancak uyum içinde iki eneji vardır. Bunu gösteren ambleme Taiji (Büyük İkilem) denir. Siyah Yin’i, beyaz Yang’ı simgeler. Ancak, Yin’in içinde Yang, Yang’ın içinde de Yin vardır. Yin ve Yang’ın dengelenmesi normalliğe, dengenin bozulması anormalliğe yol açar. Dengesiz Yin ve Yang, denge arayışı içerisinde sürekli kendilerini değiştirirler. Bu dengenin sağlanması için doktor iğneler ile, ilgili akupunktur noktalarını uyararak hastayı tedavi eder.
Haziran 19, 2008 at 1:51 pm